BEYAZ CENNETTEN TARIHE GECIS: PAMUKKALE

Yazan  Persembe, 31 May 2012 20:14
Öğeyi Oyla
(3 oy)

Bembeyaz bir köprüde, ayağınızın iki parmak üzerinden akan suların eşliğinde; tarihe açılan bir geçittir, Pamukkale.
 

Bir türlü talibi çıkmayan çirkin bir kız, çirkinliğinden bıktığından canına kıymak ister. Pamukkale’nin en yüksek kayalığından atlar, ancak su dolu bir havuza düşer, ölmez, bayılır. Avdan dönen Denizli Beyi’nin oğlu havuzda baygın yatan kızı bulur. Şifalı sular kızın cildini ve yüzünü o kadar güzelleştirmiştir ki Bey’in oğlu kıza aşık olur. Atına bindirerek babasının yanına götürür ve bu kızla evlenmek istediğini söyler. Bey’in oğluyla evlenen güzel kız, ömür boyu mutlu yaşar.
 

Efsaneler; gerçekler üzerine kurulu, dikkat çeken öykülerdir. Pamukkale’nin şifalı suları da bir gerçektir ve bir çok hastalığa iyi gelir.
 

Yokuşun başında, terliklerinizi elinize alarak ve zaman zaman sıcak denilebilecek bu ılık sularda hayatı ve hayalleri beyazlatarak yürümek, Pamukkale’ye has bu anı yaşamak, benzersiz duygular yaratıyor insanda. İlk bakışta, her güzelin bir kusuru olur diyerek kaygan olacağını düşünseniz de bu kusursuz güzellik sizi tarihe, elinizden tutarak ve sapasağlam çıkarıyor.
 

Türk mavisi suların, beyazla bu denli eşleşmesi, doğanın tadına doyum olmaz moda gösterisini zihinlere kazıyor.
 

Bir insan nerede yürürse yürüsün, arkasına bu kadar sık bakamaz. İnsan, hiçbir güzelliği kaçırmak istemiyor, az sonra aşağıya ineceğinizi bilseniz de ve yüzlerce resim çekseniz de, daha fazlasını yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Pamukkale, insanın yüreğinde kocaman bir yer kaplıyor ve herkesi kendisine deli dolu aşık ediyor. 
 

Göz dolduran beyazlığın sona ermesi ile terlikler yeniden giyiliyor ve tarihe geçiş tamamlanıyor. 
 

Eskilerin her anlamda bizden çok daha iyi olduğuna, bir kez daha tanıklık ediyorsunuz. Geçmişi M.Ö.III.yy.a dayanan ve Bergama’nın efsane kralı Eumenes tarafından kurularak, karısı Telephos’a ithafen “Hiera” dediği Hierapolis, travertenlerin zirvesine, antik havuzun kuzeyine kurulmuş bir kenttir. Girişte sizi, muhteşem sanat eserleri, lahitler ve heykellerle;  müze karşılıyor. Geçmişin sanatsal inceliğine hayran olmamak olanaksız.
 

Efsanelerin anlatıldığı kabartmalarda her anı yaşıyor insan. Birazdan açılacak geçit sonrası, griffonların çektiği bir araba üzerinde Apollon ile yol alacak olmanızın verdiği heyecan, iliklerinize işliyor.
 

Antik havuzda dinlenmek, eşi benzeri olmayan tatlar bırakıyor yüreğinizde. İnsanların neşeli tavırları, enerji yüklüyor ve tarihe adım atmaya hazır oluyorsunuz.
 

Tiyatroya çıkar çıkmaz, bu düzeyde bir tiyatronun 2000’lerde hala yapılmadığını ve kolay kolay da yapılamayacağını bir kez daha görüyorsunuz. İnsan, “ Eskiler, böyle bir tiyatroda sahnelenen sanata nasıl odaklanıyor?” diye düşünmeden edemiyor.
 

Gelenlerin; “Ben, iki bin yıl kadar geç doğmuşum” dediği, gözlerinde o tarihi sahneleri, insanları, tiyatroları, sanatları, eserleri, caddeleri, hanları ve hamamları rahatlıkla canlandırdığı ve gerçekten de tarihe bir geçit aradığı yer, Hierapolis.
 

Gözü arkada ayrılıyor insan Hierapolis’ten. Burukluğu bir anda silense; beyaz kanatlı meleklerin eşlik ettiği Pamukkale.
 

Dünyada bir çok yer vardır gün batımına ve gün doğumuna özel, ama dünya da bir yer vardır kızıl – beyaz manzara sunan misafirlerine. Nereye bakacağınızı, nereyi izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz ve yol ayağınızın altından akıp gidiyor adeta. Hangi sevgili üzer uzaklaşırken bu kadar insanı?
 

Ayrılırken karmakarışık duygular esir ediyor. Bu güzelliği yaşadığınıza sevinecek misiniz, yoksa arkanızda bıraktığınıza üzülecek misiniz?

 

Pamukkale kusursuz vücüdu ve ipeksi teni ile sizi bekliyor!

 

Sevgiyle kalın, SEFERALEM ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın…
 


Okunma 832 defa Son Düzenlenme Persembe, 21 Haziran 2012 14:50
Bu kategoriden diğerleri: « DUNYA MIRASI PAMUKKALE

1 yorum

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.