TARIH VE DOGA; SILIFKE...

Yazan  Yavuz Alper Kara Persembe, 17 May 2012 23:04
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Tadı damağımda kalan Silifke gezisini; göremediğim yerleri gezebilmek için yenilemek, Silifke’den dönüşe geçtiğim andan başlayarak aklımdaydı.
 

Silifke; öyle bir günde gezilebilecek, tadına varılabilecek bir yer değil. Bana göre Silifke için ideal süre üç gün iki gece. Kuşkusuz bu süre çarşıda ya da bir kafede geçireceğiniz zamanları içermemekte. Hem her yerini gezeyim hem de bir iki koyda denize gireyim derseniz üç gün yeterli ama “Yok ben öyle oradan oraya gezemem, yorulurum.” derseniz bu süreyi dört yada beş güne çıkarmanız da fayda var.


Bu kez Silifke’ye arabayla gitmeyi seçtim, çünkü yanımda bisikleti olmayan arkadaşlarım da vardı. Ayrıca Uzuncaburç gibi yüksek yerlere çıkmak için tura 80 km uzakta olan Mersin’den değil Silifke’den başlamak gerekiyor ya da bu turu kamplı yapmak gerekiyor.


Mersin otogarından bindiğimiz Erdemli minibüsü ile 5 TL karşılığında Erdemli’ye geçtik. Kahvaltımızı yaptıktan sonra bir arkadaşımızın arabasıyla Silifke’nin yolunu tuttuk. Silifke’ye arabayla gitmekte büyük yarar var. Çünkü gezilecek yerlere otobüs ya da minibüsle ulaşmak kolay değil. Mersin’le Silifke arası 81 km. İlk uğrak noktası olan Tırtar 40. km.de, Kanlı Divane 50. km.de, Kızkalesi ve Adamkayalar 72.km.de. Dolayısıyla araba şart. Kendi arabanız yoksa bile araba kiralamak, gezinizi ayrıntılarıyla ve kısa sürede tamamlamanızı sağlayacaktır. Yukarıda belirtilen süreler araba için geçerlidir.


İlk durak noktamız olan Tırtar’a saptık. Tırtar tabelasından aşağı doğru inen yaklaşık 2 km.lik yolda bizi önce Akkale karşıladı. Akkale eski bir kale kalıntısı olmakla birlikte neredeyse görmeye değecek pek bir şey kalmadığını üzülerek gördük. Sahil ise daha iyiydi. Denizi hem temiz, hem de güzeldi. Tuvalet ve duş kabininin yanı sıra saat 09:00 ile 18:00 arasında görev alan cankurtaran bulunması daha da güzel. Plaj kum ve plajın üst tarafında 6-7 tane de olsa piknik masası bulunmakta. Ayrıca plajın hemen arkasında bir de tesis var.


Plajın küçük olması ve tesisin henüz açık olmaması nedeniyle gelişmiş bir yer olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla yiyecek ve içeceklerinizi yanınızda götürmenizde yarar var diye düşünüyorum. 


Tırtar’dan ayrıldıktan sonra yeniden yola koyulduk ve bir sonraki durağımız olan Kanlıdivane (Kanytelis)’ye ulaştık. Giriş 5 TL fakat uzun zamandır almayı istediğim "müze kart"ı buradan alabileceğimi öğrenince sevindim ve 30 TL karşılığında bir yıl süreyle her müze ve tarihi yere ücretsiz girmeye hak kazandım :) 


Kanlıdivane’de Cennet çöküğünün bir minyatürü var sanki. Bu obruk gerçekten güzel ve ilgi çekici.


M.S.5. ya da 6. yy.da kurulan ve Zeus Oblios’a adanan bu yer, zamanının önemli dini merkezlerindendir. Çünkü küçük de olsa bırada tam 4 tane kilise var. 


Kanlıdivane’nin ardından zaman kaybetmeden yolumuza devam ederek tam Kızkalesi’nin karşısında yolun sağında yer alan yol ayrımında, 6 km çıktıktan sonra, soldan “ADAMKAYALAR”  yol ayrımına saptık. Yol; patika ve oldukça taşlı. Yolun ulaştığı son noktaya kadar arabayla gittikten sonra arabayı park edip araçtan ayrıldık.


İşte keşmekeşin başladığı nokta bu oldu. Tam bir buçuk saat Adamkayalar’a inen taşlıklı yolu aradık. Tabela sağı gösteriyor olmasına karşın Adamkayalar’a inen yarı patika, yarı taşlıklı ve kayalıklı yol; meğerse tam da tabelanın arkasında imiş.

 

İki taşın arasından geçince kayaların üzerine yapılmış kırmızı okları gördük. Zor ve çok dar yollardan inerek en sonunda Adamkayalar’a ulaştık. Öyle sanıyorum ki yaklaşık 50 metre kadar aşağıya indik.

  

Karşılaştığımız manzara gerçekten hayret vericiydi. Bundan binlerce yıl önce bu resimlerin buraya nasıl ve nelerle yapıldığını düşünmek insanı hayretlere düşürüyor. Bu güzelliğe karşın bu tehlikeli yolculuğu yapmanızı önermiyorum. Yolculuk hem sık hem de dar kaya sıraları nedeniyle oldukça tehlikeli. Sporla arası orta düzeyde olan bayanların , genç ya da orta yaşta olmaları fark etmez, 40 yaş üzeri erkeklerin ve 15 yaş altı çocukların buraya inmemelerini şiddetle tavsiye ederim. Ayağınızın kayması durumunda düşeceğiniz yükseklik, sizi sakat bırakmaktan çok daha fazlasını yapabilir. Diğer arkadaşlara yönelik olarak, her şeye rağmen bu muhteşem kanyon için bile buraya gelinir. Biz de Adamkayalar’dan çıktıktan sonra –bu arada hızlı ve molasız tırmanmış olmama karşın, çıkışım tam 10 dakika sürdü ve bu kadar çok yorulduğumu çok az bilirim- kanyon manzarasında yanımızda getirdiğimiz termoslardan çayımızı içtik.

  

Yorucu Adamkayalar ziyaretinden sonra yanımızda Kızkalesi’ni görmeyen arkadaşlar olduğu için bir kez daha Kızkalesi’ni sahilden gözlemledik. Kanlıdivane gezisi sırasında girişte görevli Muteşem Bey’den aldığımız Kızkalesi hakkındaki bilgiler biraz korkutucuydu aslında. Girişin 5 TL olmasına karşın Kızkalesi’ne ulaşmak için binilecek teknenin ulaşım bedeli 15 TL imiş. Müze Kart anladığım kadarıyla tekne için de geçerli ama tam da emin değilim. Bu yüzden binmeden önce mutlaka sorun.


Silifke’ye 10 km kala yolun sağında dik bir yokuşun üzerinde Cennet-Cehennem Mağaraları ile Astım Mağarası yer almakta. Buraları görmeden ne Silifke’den ne de Mersin gidilir.


Cehennem mağarası içerisine inilmeyen, yalnızca yukarıdan bakınılan bir çöküntü. Biz de baktık ve taşımızı attık. Ardından arkadaşlar 5 TL giriş ücretini ödedikten sonra, cennet çöküntüsüne indik. Mağarın yukarısından başlayarak hem manzara, hem tertemiz hava hem de kuş sesleri sizi sarıp sarmalıyor. Sanki Mersin’den çıkıp Venezuella’nın yağmur ormanlarına adım atmışsınız gibi.


Cennet ve cehennem mağaralarının ardından Astım mağarasını gezmeye başladık. Burada dikkat edilecek iki konu var: Birincisi merdivenler kaygan olduğu için giyeceğiniz ayakkabılara önem verin ve topuklu ayakkabı giymeyin, ikincisi ise yaşlı olanlar inmek için pek de niyet etmesinler. Hem cennet hem de Astım mağarası gerçekten yoruyor. Bu arada Astım Mağarası girişi de 3 TL.


Önceden gezdiğimiz Narlıkuyu, Üçgüzeller Mozaiği, Roma Üniversitesi-Euilasia Sebaste, Nekropolitan gibi güzel yerlere uğramadan geçerek rotamızı Uzuncaburç’a çevirdik. 


28 km. kuzeyde yer alan Uzuncaburç görülmesi gereken bir başka yer. Araba dışında Silifke merkezden kalkan minibüslerle de gidilebilir. Uzuncaburç rakım 1200 metrede. Oldukça yüksek ve özellikle zaman zaman tırmanış fazla dikleşiyor. Özel arabayla gidenler özellikle virajlarda çok ama çok dikkat etmeliler çünkü yazık ki kamyonlar boşa alıp koy veriyorlar; aman ha. Eğer yeterli zamanınız yoksa çok da görülmesi gereken bir yer değil, fakat yeteri kadar zaman ayırdıysanız mutlaka gidin.


İsmini Uzun bir burçtan alan Uzuncaburç, bizim tarihe sahip çıkmadığımızın göstergelerinden birisidir. Tarihi kalıntıların bahçe duvarı olduğu Zeus Tapınağı’nda, sütunların orta yerine elektrik direğinin dikildiği yerdir ve aydınlatma Tapınak için değil, bölge aydınlatmasıdır.

  

Tarih gezimizi noktalayıp kendimizi doğaya ve denize verdik. Silifke’de, Silifke’nin çıkışındaki Boğsak Koyu’ndan başlayarak Erdemli’ye kadar 10’un üzerinde koy var. Bunlardan en güzeli bence Yapraklı Koyu. 


Yaprıklı Koyu’nun en önemli iki özelliği: Birincisi, koy içerisinde suyun diğer koylara oranla daha soğuk olması, ikincisi de ,yine birincisinin nedeni aslında, içeride tatlı su kaynağı olduğu için suyun Akdeniz’e oranla çok daha az tuzlu olması. 


Bunun yanı sıra Yapraklı Koyu’nda 6-7 tane restoran kafe yer almakta. Hem yemek yiyebilir hem de birşeyler içebilirsiniz. Yemek için fiyatlar biraz pahalı olsa da (1 kilo çiftlik levreği 40 TL) içecekler pahalı değil (Bira 6 TL, Kola 2 TL)

 

Türk Mavisi (Turkuaz) ile yeşilin tangosudur Yapraklı Koyu.

 

Yapraklı Koyu’nu da gezdikten sonra Silifke gezisini arkamızda bırakarak, Silifke’den özlemle ayrıldık.

 

Nisan 2012

 

Sevgiyle kalın, Seferalem ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!...

 
Okunma 702 defa Son Düzenlenme Persembe, 21 Haziran 2012 14:51
Bu kategoriden diğerleri: « TARIH-DENIZ-DOGA; ISTE MERSIN

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.