ZORLU AMA KEYIFLI BIR YARIS: IZNIK ULTRA MARATONU

Yazan  Mahmut Yavuz Carsamba, 09 May 2012 00:52
Öğeyi Oyla
(6 oy)

Öncelikle bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Caner ve ekibi, eminim ki bu organizasyonu düzenlerken, biz koşanlardan daha çok emek ve çaba harcadı. 

 

Ocak ayında Caner ile “Geyik Koşuları” hakkında konuşurken, bana Nisanda İznik’te 126 km.lik ultra maraton yarışı organize edebileceğinden bahsetti. Sonra düşünmeye başladım “acaba koşabilir miyim?” diye. Aslında 2 yıldır “Likya Ultra Maratonu”na katılmayı istiyordum. Ama “Likya Macera Yarışı” ile çakışması ve işlerim nedeniyle kısmet olmamıştı bir türlü. Sonrasında organizasyondan takım arkadaşım Mustafa Poyraz’a bahsettim. Konuştuk, tartıştık ve bu yarışa katılmaya karar verdik, kararımızı da Geyik Koşusu esnasında Caner’e bildirdik. 

 

“Bir yarışı koşmak mı zor, yoksa o yarışa hazırlanmak mı?” diye sormuştu, yıllar önce anterenörüm Haydar Doğan. Sonra, “yarışa çıkar koşarsın ama o yarışa hazırlanmak daha büyük emek ister” demişti. Aslına bakarsanız, yarışa hazırlanırken kat ettiğiniz mesafe ve emek, yarış esnasında koştuğunuz mesafenin kat kat üstüdür. Spor yapmak, sporcu olmak disiplin gerektiren bir şeydir. Antrenman  yapacaksın, beslenmene ve dinlenmene dikkat edeceksin. Ancak bir şeyleri başarmak ve bitirmek bu çabayı gerçekten tarifi zor bir  mutluluğa dönüştürüyor.

 

Yarış için Cuma akşamı İznik’e doğru yola çıkıyoruz Mustafa Poyraz ile birlikte. Tabi yolculuk esnasında karnımız acıkıyor. İznik’te Muazzez Özçelik ve burada tanıştığımız biricik destekçimiz Esra ile buluşuyoruz. Köfteci Yusuf’ta karnımızı doyurduktan sonra soluğu kayıt masası ve malzeme kontrolünde alıyoruz. Ardından Öğretmenevine gidip yerleşiyoruz ve sabırsızlıkla yarış saatini beklemeye başlıyoruz. 

 

Cumartesi sabahı saat 06:00 sularında uyandık, “kahvaltıyı nerede, nasıl yaparız?” diye düşünürken  Mustafa Kızıltaş abi imdadımıza yetişiyor. Odada su kaynatıp bize çay hazırlıyor; akşamdan aldığımız ekmek, peynir ve bal ile kahvaltımızı yapıyoruz. 

 

Saat: 06:45… Sonunda yarış start alanındayız ve yarışmanın başlamasını bekliyoruz. Saatler 07:30’u gösterirken start alıyoruz. Yarışın başında bir grup oluşturuyoruz, grup muhabbet temposunda koşarken ilk tepeye yaklaşıyoruz. Önümüzde bir grup var ama göğüs numaralarından onların 60 km koştuğunu anlıyoruz. Sonra tırmanmaya başlıyoruz. Ben, Mustafa Kızıltaş, Fırat Kara, Cevdet Çoskun ve Akın Yeniceli... İlk kontrol noktası olan Derbent’e doğru ilerliyoruz ve bu noktaya ekip olarak ulaşıyoruz. Sonra ben, biraz gruptan ayrılıyorum ve önümde bulunan 60 km koşan bir arkadaşı yakalıyorum ve ilk hata geliyor, dönüş noktasını kaçırıyoruz. Yaklaşık 800 metre aşağıya doğru koşuyoruz, şeritleri göremeyince içimizde bir şüphe oluşuyor, derken, bir köylü amca şeritlerin yukarıdaki sırtta olduğunu söylüyor. Söylene söylene tepeyi geri çıkıyoruz ekip olarak. 

 

Bu hatadan sonra; ekibe Mustafa Poyraz, Özgür Tetik, Necip Yılmaz, Stanley Rice ve  Ubeyde Kuyucuk da katılıyor. Sonra 2’inci kontrol noktası olan Süleymani’ye ulaşıyoruz. Mustafa Kızıltaş ile birlikte buradan hızlı çıkıyoruz ve tepeyi tırmanmaya başlıyoruz. 3 kontrol noktasına doğru uzunca bir iniş bizi bekliyor. Arkadan Cevdet Çoksun, Fırat Kara, Stanley Rice ve Akın Yeniceli bizi yakalıyor ve sert bir şekilde tepeyi inerken ben, ekibi arkadan takip etmeyi tercih ediyorum. Çünkü daha ilk iniş ve önümüzde çok uzun bir yol var. 

 

Kontrol noktası 3 olan Müşküle’den geçiyoruz. Köy halkı çok sıcak kanlı, özellikle teyzelerin motive edici konuşmaları eşliğinde inişe devam ediyorum.  Tepeyi inerken Akın Yeniceli’yi görüyorum; dizine ilaç sürüyor, “bir şeyin var  mı?” diye soruyorum, “yok abi, iyiyim” deyince, arkadan takibe devam ediyorum. Ve sonunda iniş bitiyor; Mustafa Kızıltaş ve Fırat Kara biraz önümde. Önce Fırat Kara’yı yakalıyorum, sonrasında Mustafa Kızıltaş’ı . Mustafa abiye “abi iyi gidiyoruz” dediğimde “iyi değil, mükemmel gidiyoruz ama inşaallah teker patlamaz” diyor. Kolumdaki bizim Garmin saat 42 km.yi gösterirken zamana bakıyorum, 3 saat 58 dakika bitmiş. 

 

Mustafa abiyle beraber, sonunda ilk ikmal noktası olan Narlıca’ya ulaşıyoruz. Bir şeyler yiyoruz. Sağ olsunlar; Esra ve Tülin yardım ediyor. 5’inci kontrol noktası olan Söloz’a doğru koşmaya başlıyorum.  Önümde, sadece, 60 km koşan İngiliz Ian Corless’in olduğunu öğreniyorum. Başlıyorum tırmanmaya; kendi kendime bu tırmanmayı da bitirirsem yarışın büyük bir kısmını tamamlamış olacağımı düşünüyorum, yağmurun karşıma çıkaracağı sürprizlerden habersiz. Tırmanış bitmek üzere iken köylüleri görüyorum. 2 sırada gittiğimi ve Ian’ın sadece 300 metre önümde olduğumu söyledi köylüler. “Ian’ı yakalayayım, beraber gidelim” diye düşünürken; Ian’ı ayakkabı bağcıklarını bağlarken görüyorum ve başlıyoruz beraber koşmaya. Söloz’a doğru inerken Ian yarışı bitirmenin vermiş olduğu rahatlıkla tepeyi hızlı bir şekilde inmeye başlıyor ve ben Ian’a “yolun açık olsun” deyip arkadan takibe başlıyorum.

 

Ve Söloz’dayım; Esra ve Tülin yine burada (iyi ki varsınız). Yağmurdan dolayı üşümeye başlamışken, bir an önce kıyafetlerimi değiştiriyorum, “ayakkabı değiştirsem mi?” diye düşünürken, “zaten yağmur yağıyor, yeni ayakkabı giysem bile kısa sürede ıslanacak” diye sadece çorap değiştirmeye karar veriyorum. 

 

Bir şeyler yiyorum. Artık parkur düz ve “bundan sonrası kolay olacak, hadi Mahmut” deyip kendimi motive ederek Söloz’dan ayrılıyorum. Bu düşüncelerim sadece ve sadece 1 km sürüyor ve 1 km sonra kendimi zeytin tarlalarının arasında, çamurda bata çıka yürümeye çalışırken buluyorum. Bu duruma sinirleniyorum, “yok muydu daha düzgün yol?” diye söylenirken Söloz burnuna ulaşınca çamur bitecek, rahat rahat koşacağım diye düşünüyorum. 

 

72 km’ye gelince yol düzeliyor ve çamur bitiyor.  Koşu temposunu tutturup motorlu polis eşliğinde 6’ıncı kontrol noktası olan Örnekköy’e ulaşıyorum. Bir meyve suyu içip biraz da bisküvi yedikten sonra yola devam…  Parkur bazı yerlerde çamurlu bazı yerlerde ise sert patika; çamurda mecburen yürüyorum, çünkü ayakta bile zor durabiliyorken nasıl koşabileyim? 

 

Koşmaya başlayınca vücut ısınıyor, yürümeye başlayınca vücut soğuyor, dolasıyla üşümeye başlıyorum. Bir koşu, bir yürüyüş derken; kendimi Ilıca’da buluyorum. Bir şeyler yiyip içtikten sonra hakemlere, “parkur sürekli böyle çamurda mı devam edecek?” diye soruyorum. “Boyalıca’dan sonra asfaltta koşacaksın” diyorlar. “Hadi Mahmut, sabret, 8 km sonra kurtulacaksın çamurdan” diyorum ve 8’inci kontrol noktası olan Boyalıca’ya doğru ilerliyorum. 

 

Ve Boyalıca’dayım, Esra ile Tülin yine burada. Kıyafetlerimi tamamen değiştiriyorum. Yağmurluk ve tayt giymeye karar veriyorum ve üstüne ekmek eşliğinde sıcak bir çorba içiyorum. 

 

Artık 21 km kalmıştı, asfalttan koşacaktım ve iyi durumdaydım. Bu noktadan çıkarken “eğer Mustafa abi noktaya ulaşmazsa artık beni geçemez” diye düşünüyorum; sonra Esra ve Tülin’den Mustafa abinin yaklaşık 1 saat geride olduğunu öğreniyorum. Kıyafet kuru, karnım tok, moral iyi ve kalan sadece 21 km. lik mesafe; başlıyorum koşmaya. Asfalttan İznik’e doğru ilerleyeceğim, tabi bu benim düşüncem, asfalttan giderken şeritler bitiyor. Sonra çekim ekibi Caner’i arıyor. Toprak yolu gösteren şeritlerin olduğu yere bir araç park etmiş ve ben şeriti görmediğim için 300 metre fazladan koşmuşum. Caner araba ile beni yakalıyor; “abi 300 metre geri de patikaya gireceksin” diyor.  Yine patika, yine çamur. Artık hava da kararmaya başladı. Çamurlu patikada yürümek daha zor.  Kafa fenerimi çantamdan çıkarıyorum yola devam. Aslına bakarsanız çamur olması iyi diyorum, çünkü çamur koşmamı engelliyor ve “ben koşamazsam arkamdakiler de koşamaz” diye düşünüyorum; diğer taraftan sıcak duş ve sıcak yatağı düşünerek bir an önce yarışı bitirmek istiyorum. 

 

Çamurda düşe kalka; yürüyerek, koşarak 9’uncu kontrol noktası olan  Kuruköprü’ye ulaşıyorum. kolumdaki Garmin saat 125 km.yi gösteriyor, yaklaşık 2 km fazladan koştuğumu anlamadan 3 km oluyor hata; derken, noktadaki hakemler “burası 121 km kontrol noktası” diyorlar, “nasıl yani?…” diyorum ve “5 km mi kaldı? diye soruyorum. “Evet” dediklerinde “şaka yapıyorlar, herhalde” diyorum kendi kendime. 

 

Yola devam ediyorum; asfalt yol bir türlü gelmiyor.  Sonunda saatim 128 km. yi gösterirken, asfalt yola ulaşıyorum. Koşmayı deniyorum, olmuyor, çünkü çok üşüdüm, vücut gitmiyor bir türlü. “Yürümeye devam, devam, devam” diyorum, elbet bu yarış da bitecek! 

 

130 km de artık şehrin içindeyim. Yarışın bittiğini düşünüyorum. Polis abi “yok, daha var ama az kaldı” diyor. “Ne kadar var?” diye soruyorum; “500 metre kaldı” diyor. “İyi” diyorum, “500 metre daha yürüyeceğiz”. Polis abi eşlik ediyor bana; yaklaşık 700 metre yürüdükten sonra “abi ne kadar kaldı? diye tekrar soruyorum. “400-500 metre” diyor. 

 

Sonunda yarış bitiyor… Koşulan toplam mesafe; 131.9 km… Geçen toplam zaman; 15 saat 41 dakika...

 

Mutlu Son… En güzel an;  artık sıcak duş ve  yatak beni bekliyor :)

 

Yarışmada emeği geçenlere, parkur boyunca  beni destekleyen Jandarmalara, polislere ve İznik halkına çok teşekkür ediyorum. Tabi ki en büyük  teşekkür, desteklediklerinden dolayı Esra ve Tülin’e…. 

 

Bu yazıyı yazmak, koşmaktan daha zor oldu :)

 

YARIŞMA SONUÇLARI

 

Bir daha ki, bir başka  yarışta görüşmek dileğiyle…

 

Mahmut YAVUZ 

 

* Değerli spor tutkunu, Seferalem bünyesinde özel spor toplulukları kurulmakta... İlgilendiğiniz spor faaliyetlerine ilişkin her türlü aktiviteyi takip etmek, arkadaşlarınızla daha rahat haberleşebilmek, sporu yaşamak ve yaşatmak, sporsuz kalmamak için lütfen sitemizdeki spor topluluklarına katılınız... Türkiye Atletizm Topluluğu, Türkiye Oryantring Topluluğu, Macera Yarışları Topluluğu ve diğer sosyal topluluklar için lütfen burayı tıklayınız ... 

 

Sevgiyle kalın, SEFERALEM ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!...
 

 
Okunma 1044 defa Son Düzenlenme Pazar, 26 Agustos 2012 23:31
Bu kategoriden diğerleri: RUNFIRE CAPPADOCIA (RFC) »

4 yorum

  • Yorum Linki Merve Pazar, 13 May 2012 22:08 yazan Merve

    Okurken, sanki yarışa başlamadan dakikalar öncesindeki heyecan gibi bir heyecanla okudum. Tebrik ederim arkadaşım. Ve Ellerine sağlık.

    Raporla
  • Yorum Linki emre yavuz Cumartesi, 12 May 2012 18:43 yazan emre yavuz

    tebrik ederim abicim gurur duyuyoruz seninlee :)

    Raporla
  • Yorum Linki utkuer yaşar Cumartesi, 12 May 2012 18:29 yazan utkuer yaşar

    sevgili kardeşim, dereceler gelip geçici ama hatıralar daha kalıcı.keyifli paylaşımın için teşekkürler,emeğinize sağlık...

    Raporla
  • Yorum Linki Muazzez ÖZÇELİK Cuma, 11 May 2012 12:04 yazan Muazzez ÖZÇELİK

    Ülkemizde koşulan ilk tek etaplı ultramaratondaki başarınızı kutluyoruz. Keyifli anlatım için teşekkürler...

    Raporla

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.