MERSIN-FINDIKPINARI-ARSLANKOY PERFORMANS TURU

Yazan  Yavuz Alper Kara Cumartesi, 19 May 2012 00:00
Öğeyi Oyla
(4 oy)
Performans turlarının en büyük sıkıntısı genelde tek başınıza yapıyor olmanızdır. İnsanlar genelde: “Evet. Ben de gelmek isterim.” deseler de o gün ve o saat gelince pek de kalabalık olmazsınız.
 
Hazırlığınızı akşamdan tamamlamak ise yapılması gereken en önemli şeydir; çünkü sırf yemek hazırlığı bir saatten fazla sürer, hele ki gideceğiniz yerin lokanta vb. özelliklerini bilmiyorsanız.
 
Bu zorlu tur için ilk uğramam gereken yer, Mersin Forum içerisinde bulunun Migros’a uğramak oldu.
 
Tost ekmeği, yumurta, peyaz peynir, kaşar peyniri, süzme peynir, sebzeli jambon, akdeniz yeşillikleri, domates, salatalık, kırmızı biber, ceviz, badem, kuru üzüm, fıstıklı muska (buna gerek yoktu ama görüntüsü çok cazipti) ve çikolata satın aldıktan sonra tur hazırlıklarıma başladım. Beni neyin beklediğini bilmediğim ve gerçekten çok zorlu bir tur olacağı için sekiz sandviçten oluşan sabah kahvaltısı, öğlen ve akşam yemeklerini oluşturdum.
 
Sabah 06:15’te Hilton’un köşesinden tur başladı. Turun ilk dakikaları oldukça sıkıcı ve gergindi. İnsanlar böyle etkinlikleri genelde ilk yarım saat içinde bırakırlar ya da sonuna kadar devam ettirirler. Yüzme de bu şekildedir. İlk 300-400 metre önce yorucu sonra can sıkıcı olur fakat 400.metreden sonra işler çok kolaylaşır ve gerisi kendiliğinden gelir. 1000-1500 metre yüzmek içten bile değildir.
 
Ana caddede bisiklet sürmek bence hiç de güzel değil. Caddenin bir an önce bitmesi için dua ettim. Bu düşünceyle Kocavilayet çarçabuk geldi ve geçti. Artık doğanın sessizliği ve rahatlatıcı kokusuyla başbaşaydım. Tırmanış olsa da burada bisiklet sürmek çok güzeldi. Yola çıktıktan bir saat beş dakika sonra Emirler köyünün kahvesinde kahvaltı molası verdim. Buraya kadar bana eşlik eden arkadaşımla beraber kahvaltıya başladık. Kahvaltım oldukça besleyici ve doyurucuydu. Yanıma aldığım termostan çayımı bardağa koyup üç sandviç eşliğinde içtim. Ardından da bir çikolata gereken enerjiyi bana sağlamıştı. İşi olduğu için yolun bundan sonraki kısmında bana eşlik edemeyecek olan arkadaşım, 1 saat 30 dakikalık uzun molanın ardından yol ayrımının sağından giderken ben solunu seçip tırmanışa koyuldum.
 
Doğaya pedallamak kusursuz, anlatılamaz ve insanların sevdikleriyle yaşaması gereken bir duygu.
 
Elbette insanın bu anları paylaşacağı kişileri bulmak kolay değil. Sanırım araba o kişiyi bulmam da daha çok yardımcı olacaktır.
 
6.5-7 km hızla ve büyük bir çabayla tırmanmaya devam ettim. Hemen her saat başında verdiğim 10-15 dakikalık molalar hem bacaklarımı rahatlatmaya hem de enerjimi toplamaya yetti.
 
Bu tura kadar bisikletle çıktığım en yüksek rakım 1050 metreydi ve SGS II’den sık sık bulunduğum anlık rakıma bakıp yüseklik rekorumu ne zaman kıracağımı merak ediyordum.
 
Fındıkpınarı’na yaklaştıkça artan sis havanın soğumasına neden oluyor ve beni endişelendirmeye başlıyordu. Endişemin iki basit nedeni vardı. Birincisi, inişin zor ve yavaş geçeceği ve ikincisi, molalar sırasında terimin her defasında üzerimde kurumasından dolayı hastalanmak.
 
Molalar dışında tam dört saatlik bisiklet yolculuğunun ardından Fındıkpınarı girişi oldukça güzel fakat korkutucuydu. Güzelliği, Rakım 1200 yazan sınır tabelasında, korkutuculuğu ise 50 metreye kadar düşen görüşteydi.
 
Fındıkpınarı’na daha önce gelmemiş olduğumdan kasabanın yolun neresinde kurulduğunu bilmiyordum. Yaklaşık 1 km boyunca kapıları kapalı dükkanlar veler dışında hiçbir şey göremiyordum. Yaşam belirtisi ise kesinlikle yoktu. Kendimi tam bir gerilim filminin içinde hissettim. Resident Evil’ın yeni serisi çekilmiş de bir anda sağdan soldan zombiler üzerime atlayacak gibi geliyordu.
 
Neyseki ilk yaşam belirtisi beni oldukça sevindirdi. Dışarıdan bakıldığı zaman açık olduğu bile tam olarak belli olamayan bir kendin pişir kendin ye lokantasında; Panayır Kasap’ta öğlen yemeği molası vermek için durdum.
 
İlk başta niyetim; yanımda getirdiğim sandviçlerin ikisi daha yiyerek öğlen yemeğini geçiştirmek olsa da, birinci sandviçimi yedikten sonra burnuma gelen kokulara daha fazla karşı koyamayacağımı anlayıp kendime bir Adana Dürüm siparişi verip, gelir gelmez mideye indirdim.
 
İki büyük bardak çayın ardından sabahtan beri içmediğim ve günde en az 4-5 büyük fincan tükettiğim, çay bardağında sunulan Türk Kahvesinin inanılmaz tadını çıkardıktan ve özellikle çalışanların ‘neden böyle delice bir işe kalktığım’ yönündeki sorularını cevapladıktan sonra yapılan bütün uyarıları kulak arkası edip yeniden yola koyuldum.
 
Böylesine uzun veya yorucu turlarda konuştuğumuz insanların, şaşkınlık, hayret, küçümseme ve takdirle karışık bakışlarını izlemek farklı ve çok güzel oluyor. Bu, yaptığım işte  beni en çok tetikleyen öğe oluyor.
 
Turun geride bıraktığım yaklaşık 40 kilometresi ve 1200 metresinde en çok zorlandığım ve sabrımı zorlayan yer 20.-25. Kilometreler arasıydı. Fakat yolun buradan sonrasıyla karşılaştıramayacağımı yolun hemen başında anlamıştım.
 
4 saatte 40 kilometre yol gitmiş olmama karşın Fındıkpınarı’ndan sonra geriye kalan yolu 3.6 ile 4.2 km/saat hızla alıyor olmak gerçekten de çok zorlu oluyordu. Bir süre sonra toprağa dönen yol, turu; tam bir doğa turuna çevirmiş olsa da yoruculuğumu arttırmıştı. Böyle şartlar altında daha ileriye gitmenizi ve daha da yukarıya tırmanmanızı sağlayan tek odak noktası inadınız ve başarma azminiz oluyor. Spor, eğlence, anlatacak ve gurur verecek her türlü hikaye aklınızdan çıkıyor; geriye bir tek pedallar ve siz kalıyorsunuz.
 
15 metreye kadar düşen görüş ve yol kenarında hala bulunması beni şaşırtan yumuşak karlar içimi, yeni bir korkunun kaplamasına neden olmuştu. Doğanın güzelliği yerini tehlikeye bırakmıştı. Çevreden duyduğum garip sesler ise bu korkuyu daha da pekiştiriyordu. İşin kötü tarafı ise görüşün bu kadar düşük olması alabileceğim bütün önlemleri yok ediyordu çünkü tehdidi en fazla 15 metre ileride görebilecek ve ben daha bisikleti çeviremede burun buruna gelmiş olacaktım. Tam da bu sırada imdadıma yetişen Ipod’umda çalan Şebnem Ferah’ın “Korkarak yaşıyorsak yalnızca hayatı seyredersin” dizesi oldu. Düşünceleri bir kenara bırakıp yeniden tırmanışıma odaklandım.
 
Fındıkpınarı’ndan yaklaşık üç saat daha bisiklet sürmüştüm ki karşılaştığım manzara beni şok etti: Yolun bu kısmından Arslanköy’e giden her iki yolunda kar nedeniyle kapalı olması.
 
Her ne kadar yolun en yüksek kısmı olan 1958 metrenin burada bulunduğu gerçeği göz önünde olsa da Nisan ayının 21’inde Mersin’de karşılaşmayı umduğum manzara b değildi. İnadım bir kez daha kendini gösterdi: Yol kenarında kar toplamaya gelen insanların alaycı ve meraklı bakışları ve “zincir getireyim mi” esprilerinin arasında elime aldığım bisikletimle karlı yolda yürümeye başladım. 200 metre sonra yürümem durduran şey ise yolun kalan kısmının yani 11 kilometrenin tamamen kapalı olduğu bilgisiydi. Karların arasında son kez kahve molası verdikten sonra 1875 rakımdan geri dönüş yoluna girdim.
 
Benim için sıkıntının daha büyük ve tehlikeli olanının başladığı an işte bu andı. Sisin neden olduğu damlacıklar eşofman üstünde sağanak yağmur etkisi yaratıyor ve göğsümün bütün soğukluğu olanca sertliğiyle hissetmeme neden oluyordu. Sabahın altısında 21 derece olan Mersin’den burada hiçbir etki yoktu ve hava sıcaklığı 9.5 dereceye kadar düşmüştü. Görüşün düşük ve yolun çok bozuk olması iniş süratimi 20-25 km/sa arasında tutmama neden oluyordu. Yaklaşık 40 dakika sonra Fındıkpınarı’na bu kez tersten giriş yapmış ve yeniden çay molası ve içeride yanan sobanın sıcaklığını hissetmek için kendimi Panayır Kasap’a atmıştım. Su bardağı ile bir büyük çay içtikten sonra yorgunluğun üzerime çökmesini engellemek için fazla oturmadan doğruca yola koyuldum. 
 
İnişi Mezitli istikametinde yapmaya karar verip Cemili Köyü üzerinden Kuyuluk’a girdim ve oradan da hiç pedal çevirmeden doğruca Mezitli sahilde buldum kendimi. Çıkışım 7 saat sürse de inişim tam tamına bir saat 35 dakika sürmüştü.
 
Mezitli’den sonra da yarım saatlik bisiklet sürüşüyle kendimi tura başladığım Hilton sahile atmıştım.
 
Tur Önerisi:
 
Bu tur öncesinde bir kez Fındıkpınarı’na araçla gidip Fındıklı-Aslanköy arasını bisikletle geçmekte bir kez de Mersin-Fındıkpınarı turu yapmakta yarar var.
Turu tek başınıza değil de en az iki kişiyle yapmak hem daha zevkli hem de daha disiplinli olmanıza neden olacaktır.
Harita ve profilden de görüldüğü gibi turun çok zorlu olacağı ve yaklaşık 9 saatlik bir tırmanış gerektireceği göz önünde bulundurularak, geceleme yeri Fındıkpınarı olacak şekilde kamplı planlama yapmakta veya tek günlük bir tur planlanıyorsa turun başlangıç saatinin 05:30 olmasında yarar var.
Gerek tırmanışın gerekse de inişin rahatlığı açısından seçilmesi gereken yol Mezitli-Kuyuluk yoludur.
Karların erimesi ve benim karşılaştığım sürprizle karşılaşmamanız için en güzel ay Mayıs ortası olacaktır ki Fındıkpınarı’na kadar olan yol sıcakta oldukça zorlayacaktır. Yanınıza üç tane baf almanızı öneririm.
 
Yanınıza almanız gerekenler:

-5 sandviç
-Çikolata
-Çay veya kahve
-Muz
-Yağmurluk
-Yama kiti
-Pompa
-Fener
-Uzun eldiven
-3 adet bandana ya da baf
-Yedek tişört
-Eşofman üstü
-İlk yardım kiti (çok önemli)
 
Kamplı yapmayı seçerseniz;
 
-Çadır
-Uyku Tulumu
-Mat
-Çadır Feneri
-Kamp Ocağı 
-Daha çok yiyecek
-Gece için kalın bir şeyler.
 

Yavuz Alper KARA
 


* Değerli bisiklet tutkunu, Seferalem bünyesinde şehrinize özel bisiklet toplulukları kurulmakta... Şehrinizdeki bisiklet faaliyetlerine ilişkin her türlü aktiviteyi takip etmek, arkadaşlarınızla daha rahat haberleşebilmek, bisiklet tutkusunu yaşamak ve tartışmak, tutkusuz kalmamak için lütfen şehrinizin bisiklet topluluğuna katılınız... Bulunduğunuz şehre ilişkin bisiklet toplulukları için lütfen burayı tıklayınız ...  

 

*** Değerli Seferalem Dostları; Seferalem'in interaktif dünyasında gezinmek için sağ üst köşede bulunan "SEFERALEM-->İnteraktif" menüsü yardımıyla sitemize giriş yapabilirsiniz. 

 

*** Unutmayın; sitemize herhangi bir form doldurmadan FACEBOOK HESABINIZLA da giriş yapabilirsiniz. 

 

*** Değerli Dostlar, yayınlanmasını istediğiniz gezi, gurme, hobi, kültür&sanat, spor vb. aktivitlerinize ilişkin yazılarınızı fotoğraflarınızla birlikte lütfen Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresine gönderiniz. Teşekkürler...

 

Sevgiyle kalın, Seferalem ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!...

 
 
Okunma 1351 defa Son Düzenlenme Cuma, 22 Haziran 2012 12:44

1 yorum

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.