ROTA: MERSIN-KIZKALESI-CENNET CEHENNEM-NARLIKUYU

Yazan  Carsamba, 18 Nisan 2012 22:33
Öğeyi Oyla
(3 oy)

İlk olarak tek başıma yapmayı düşündüğüm Mersin-Silifke kamplı haftasonu bisiklet turunu, sonradan aldığım cazip teklif nedeniyle iki arkadaşımla beraber yapmaya karar verdim. Kamp malzemelerimi tam olarak yanıma alabilmek ama aynı zamanda da fazla ağırlığa yol açmamak için epey uğraştım. Uyku tulumu, mat, ilk yardım malzemeleri, şort ve terlik derken heybelerimi hazırladım ve yola koyuldum.

 

İlk günü 60 km. ikinci günü 95 km. olan bu eğlencenin daha zevkli ve daha uzun olabilmesi için sabah 06:15’te Mersin Şehir Stadyumundan harekete geçtik. Daha sonra Mezitli’de bize katılacak olan iki arkadaşla buluşmak üzere Vipolün önünde beklemeye başladık.

 

Gelen arkadaşlarla beraber 07:15’de Vipolden harekete geçtik. İki dolu heybeye ve iki termos çaya karşın yolun asfalt, pürüzsüz ve geniş olması, aynı zamanda da erken yola çıktığımız için trafiğin az olması nedeniyle saatte 24 km. hıza rahatça ulaşabildik. İlk molamızı 16. km. de bir kahvede verdik. Burası bu yol için çok ideal bir mola yeri; çünkü Mersin-Erdemli yolunun tam ortasında yer alıyor. Termosta bulunan çayları ilerleyen saatlere sakladığımız için çaylarımızı kahveden aldık. İkişer bardak çay içip bacaklarımızı ve işin açıkçası popomuzu rahatlattıktan sonra yeniden yola koyulduk.

 

Hızımızı 24-25 km. de sabitleyip Erdemli’ye kadar bu şekilde devam ettik. Yaklaşık bir buçuk saatlik sürüşün ardından sıra kahvaltıya gelmişti. Erdemli’de, hem anayolun hemen arkasındaki sokakta, hem de şehir merkezinde bulunan küçük Toroslar Kahvaltı’da durduk. Kişi başı ortalama üç börek/sıkma (Saç üzerinde, açma hamurdan, patatesli, peynirli, ıspanaklı ve peynirli olarak yapılan saç yağlısı ve bunun dürüm şeklini almış hali) siparişlerini verip kahve için boş bardak istedik. Siparişlerin fazla olması biraz gecikmeye neden oldu. Biz kahvelerimizi yudumladıktan yaklaşık on dakika sonra börek ve sıkmalarla birlikte çaylarımız da geldi. Masaya konulması ile tükenmesi neredeyse eş zamanlı olan börekleri bitirdikten ve 6,00 TL’lik hesaplarımızı ödedikten sonra birer çay daha içip alışveriş için Migros’a uğradık. Şimdi sıra, akşam yemeği ve eğlencesi için alışveriş yapmaya gelmişti. Eğlencenin yarım ve içimizde uhde kalmaması için kişi başı birer şişe Villa Doluca kırmızı şaraplarımızı ilk başta aldıktan sonra su, makarna, makarna sosu ve salata için domates, salatalık, soğan gibi ikinci dereceden önemli (!) malzemeleri de tamamlayıp kişi başına 30,00 TL ödedikten sonra yeniden yollara düşme zamanı gelmişti.

 

Aldığımız ürünleri, özellikle şarapları dikkatlice ve eşit olacak şekilde heybelere yerleştirdikten sonra yeniden pedal çevirmeye başladık. 8-10 km. sonra yol biraz bozulmuş, asfalt artık soğuk asfalta dönmüş olsa da; bu durum bizim tempomuzda pek de bir değişikliğe neden olmadı. Bir saatte 20 km. daha yol aldıktan sonra kamp yerimiz olan Töbank tesislerine geldik. Burasının özelleştirildiğini ve plajda kamp yapamayacağımızı (biz özelleştirince deniziyle, plajıyla özelleştiririz) üzülerek öğrendik, fakat hemen plajın diğer kesiminde olan ve belediyeye ait Karavan parkı dikkatimizi çekti. Oraya doğru yöneldik ve bize hoş geldiniz diyen kampçılardan birisiyle görüştükten hemen sonra çadırlarımızı kurmaya başladık.

 

Arkadaşlarımın çadırı North Face marka iki kişilik çadır olduğu için, beş dakika sürmeden kurmuşlardı bile. Fakat benim yeni aldığım İglo marka tek kişilik çadırın kurulumu o kadar basit olmamıştı. Asitmetrik yapısı önce biraz şaşırtmış olmasına karşın yapısını anladıktan sonra kurulum işlemi kısa sürdü ama ince ve ucu küt olan polleri, tabanı sert olan zemine çakmak tam bir işkenceye dönüştü. Neyseki yan çadırdan aldığım birkaç ödünç pol ile bu sorunun da üstesinden geldik.

 

Saatler 12:30’u gösterirken kampımızı kurmuş ve üstümüzü değiştirmiştik. Denize bir metre mesafede olup da selam vermemek olmazdı elbette. Tarihin 14 Nisan olmasına aldırış etmeden kendimizi denizin serin sularına bıraktık. İlk on dakika üşümediğimi söylersem yalan olur fakat sonra 15-16 derece olduğunu düşündüğüm suyun sıcaklığına, kısa sürede alıştım. Uzun zamandır yüzmemiş olmamın verdiği kondisyonsuzluk ve 2.5 saatlik bisikletin verdiği yorgunluk, hemen kendini gösterdi ve bacaklarım sürekli kramp uyarılarıyla baş başa kaldı. Ben de kendimi fazla zorlamamaya karar verdim. 45 dakika sonra denizden çıktık. Üzerimizi kuruladıktan ve birer ikişer bardak çay içtikten sonra yeniden bisikletlerimize atlayıp 4 km. ilerideki tekel bayine yollandık. Üçer bira aldıktan sonra yeniden kamp yerine geldik ve soğuk biralarımızı denize karşı, güzel bir sohbet eşliğinde yudumlamaya başladık.

 

Biralar bittikten sonra yemek hazırlığına girdik. Gazlı ve yalnızca 60 gr. ağırlığında olan kamp ocağının çevresini rüzgarlık ile kapattıktan sonra ocağımızı yakıp suyu kaynatmaya başladık. Makarnayı ve bir süre sonra da fesleğen sosunu hazırladıktan sonra, kırmızı şarap eşliğindeki muhteşem soframız hazırdı. Böyle bir manzarada sohbetimize zevk katma görevini kusursuz bir şekilde yerine getiren şaraplarımızın bitmesi ve çadırlarımıza çekilmemiz fazla uzun sürmemişti. Saat on gibi çantalarımın arasında tek kişilik çadırımda uykuya daldım. 

 

Matın pek de güzel olmaması nedeniyle geceyi rahat geçirdiğimi söyleyemesem de, sabah tam 06:15’te gözlerimi açtım. Kamp arkadaşlarımın da uyanmış olduğunu sevinerek gördüm. Malzemeleri ve çadırlarımızı toplayıp üzerimizi giyinerek hazır hale gelmemiz yaklaşık 45 dakika sürdü. Birer fincan da çay içtikten sonra kamp alanından yüklü bisikletlerimizle ayrıldık.

 

Mersin-Silifke yolunun tam da Töbank tesisilerinde karakter değiştirdiğini üzülerek gördüm. Buraya kadar neredeyse dümdüz olan yol, inişli çıkışlı bir hal almıştı. Kahvaltı için şeçtiğimiz yer olan Cennet-Cehennem Mağaralarının bulunduğu yokuşu tırmanmak ise tam bir altın vuruş oldu. Yaklaşık 15 dereceyi bulan eğim, sabah sabah beni oldukça zorladıysa da yolun sonundaki akıl almaz manzara ve muhteşem kuş sesleri, bütün yorgunluğumu unutturdu. Dikkatli bir inişten sonra Yörük Kahvaltı’ya girdik ve serpme olarak sunulan kahvaltı siparişlerimizi verdik. Saat yaklaşık 08:30 olduğu için biz ilk müşterilerdik ve siparişimizin hazırlanması fazla uzun sürmemişti.

 

İncir ve turunç reçellerinin güzel tadıyla tatlandırdığımız günün güzel geçeceği ilk saatlerden belli oldu. Bir saatlik kahvaltı sürecinden sonra kişi başına düşen 17 TL’lik borcumuzu ödeyip oradan ayrıldık.

 

Rotamızı Narlıkuyu ve Üç Güzeller olarak belirledik.

 

Milattan Sonra 4.yüzyılda yapılan tarihi Roma Hamamı’ndan geriye kalan yalak ve mozaikleri dikkatlice ve hayranlıkla izledik. Mozaiklere resmedilen Zeus’un üç kızı Aglaia, Thalia ve Euphrosyne’nin güzellikleri, gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Hamamın bulunduğu koyun çevresine yapılan balık restorantlarında yemek yemek gerçekten de çok güzel bir akşam yaşamaya neden olacaktı fakat kısıtlı zamanımızdan ötürü bunu yapamadık.

 

Hamam’dan ayrıldıktan sonra rotamızı sahilden Kızkalesine çevirdik. Kızkalesini uzaktan da olsa seyretmek insana tarihi ve huzuru bir arada yaşatıyor. Akyar’ı gezerek kare kare resmettik. Burada da bir kamp yerinin olması bizi sevindirdi.

 

Kısa bir Tarihi Liman ziyaretinin ardından yeni ziyaret alanımız Roma Üniversitesi oldu. Üniversite’nin bugün bile üzerinde bulunduğu toprakların genişliği hayret uyandırıcı. Günümüzde bu topraklara sahip olmayan üniversitelerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Fakat tarihi bilincimiz bu eşsiz sanat eserini korumaktan oldukça uzak olduğu için Mersin-Silifke yolu tam da bu üniversitenin içinden geçmiş durumda. Kim bilir neler kaybettik? Tarihten ve insanlıktan bu kadar uzak kalmak, bizde gelecekte onarımı olanaksız hasarlara yol açacaktır.

 

Amfi Tiyatro’yu da gördükten sonra Nekropolitan’ı gezmek için üniversitenin yanından yukarıya çıkan yolu, bisikletlerimizle izlemek yeterli oldu. Tam bir ölüler şehri. Lahitler ve tüm yapıtlar çok güzel. Bilincimiz kısa zamanda burada da kendini gösterdi. Üniversite duvarlarının üzerine ev yapanlar, içinden su tulumbaları geçirenler yetmezmiş gibi bu tarihi mezarları gübre deposu olarak kullanan insanların varlığı, içimi acıttı.

 

Yolun sonundan yeniden sahil yoluna çıktık. Denize olan özlemimizi bastıramamış olmamızdan dolayı olsa gerek Töbank tesislerinde bir kez daha kendimizi denizin kollarına bıraktık.

 

Kurulanıp bisikletlere binerek yola koyulduk. Çay molası vermeden Tömük’ü geçtikten sonra Cüreoğulları Restoran’ında yemek molası vermiştik ki biraz da geç olduğunu söylemeliyim. Akçaabat Köftelerinin lezzeti ve özellikle de ekmeklerinin (kendi ürünleri-eskiden yalnızca fırın olarak işletilirmiş) tazeliği ve tadı çok hoştu. Yanında mevsim salatası ile piyaz ise tamamlayıcı olmuşlardı. Üzerine yediğimiz sütlaç turumuzun son tadıydı. 20’şer TL’lik hesabımızı ödedikten sonra son 15 km.yi pedallamaya başladık.

 

Saat 06:00 olmadan Mersin’e eşi benzeri olmayan anılarla dönmüştük.

 

* Değerli bisiklet tutkunu, Seferalem bünyesinde şehrinize özel bisiklet toplulukları kurulmakta... Şehrinizdeki bisiklet faaliyetlerine ilişkin her türlü aktiviteyi takip etmek, arkadaşlarınızla daha rahat haberleşebilmek, bisiklet tutkusunu yaşamak ve tartışmak, tutkusuz kalmamak için lütfen şehrinizin bisiklet topluluğuna katılınız... Bulunduğunuz şehre ilişkin bisiklet toplulukları için lütfen burayı tıklayınız ...  

 

Sevgiyle kalın, Seferalem ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!...

 
Okunma 2148 defa Son Düzenlenme Cuma, 06 Temmuz 2012 22:00

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.