20 SAATTE BATI KARADENIZ; AMASRA, SAFRANBOLU

Yazan  Şükrü Erguvan Pazar, 01 Nisan 2012 12:00
Öğeyi Oyla
(3 oy)

Herkese merhabalar...

 

Kocaeli ile ilgili yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum. 

 

Bu yazımda 2011 yılı Nisan ayında yaptığım -ve sizlerin de kolaylıkla gerçekleştirebileceği- bir geziyi anlatmak, hem Batı Karadeniz'i dilimin döndüğünce tanıtmak hem de güzel anılarımı tekrar yaşamak istiyorum...

 

23 Nisan tatilinden de istifade ile uzun zamandır düşündüğüm bir gezi planını yürürlüğe koyma şansına eriştim... Şöyle ki; NTV'de yayınlanan "Vedat Milor ile Tadı Damağımda" isimli programda Vedat Milor'un -haklı- övgüsüne mazhar olan bir mekanı görmek, yemeklerini tatmak istiyordum... Hem de hatırı sayılır bir süredir... 

 

23 Nisan tatilini fırsat bilerek düştük yola... Bu uzun yolculuk sevdiklerimle birlikte daha da keyifli geçecekti; beraberimde eşim, ablası ve onun eşi vardı -küçük bir grup ile gitmenizi özellikle tavsiye ediyorum!

 

22 Nisan'ı 23 Nisan'a bağlayan gece yarısı saatler 00:30'u gösterdiğinde çıktık yola... Kocaeli'den otobana girip Yeniçağa ayrımına kadar otobanı takip ettikten sonra Yeniçağa-Bartın istikametini takip ederek ilk hedefimiz olan Amasra'ya doğru devam ettik.

 

Bolu Yeniçağa ayrımından itibaren, yol yapım çalışmalarından ötürü yaklaşık 60 km. boyunca 3. viteste yolculuk yaptıktan sonra sabah 06:00 dolaylarında Amasra'yı kuşbakışı gören bir noktaya ulaştık... Ne yazık ki sabah pusu görüşü biraz bozdu ama ne gam! (Resim 06) Yamaçtan aşağı kıvrıla kıvrıla inen yoldan Amasra'ya girdik ve arabayı sahile park ederek yanımızda bulunan nevale ile kahvaltımızı yaptık (sabah erken saatte açık bir yer bulmak zor olduğu için erken saatte varmayı düşünüyorsanız böyle yapmanızı tavsiye ederim). Kahvaltının ardından kendimizi -havanın serin olmasına aldırış etmeksizin- dışarı attık... Aracımızı balıkçı barınağında bulunan otoparka park ettiğimiz için ilk etapta o bölgeden başladık etrafı keşfetmeye... Barınağın etrafını kuşatan setin üstüne tırmandığımızda gördüğümüz manzara harikuladeydi (Resim 13)...

 

İlk önce tarihi yarımadayı gezdikten sonra Ağlayan Ağaç namıyla maruf mevkiye giderek Karadeniz'in hırçın dalgaları arasında mahsur kalmış gibi duran Tavşan Adası'ndaki tavşanları seyrettik -makul bir ücret karşılığı temin edebileceğiniz dürbünlerle siz de görebilirsiniz (Resim 20)...

 

Daracık sokaklarında turladıktan -ve arabayı sağa sola sürtmeden kazasız belasız yarımadadan ayrıldıktan sonra ilçe merkezine gittik. Merkezdeki park ve açık alanda ilk göze çarpan şey de 2007 yılında elim bir kaza sonucu erken yaşta aramızdan ayrılan Barış Akarsu Anıtı oldu... Karadeniz'in Hırçın Dalgası, memleketi olan Amasra'da ölümsüzleştirilmişti adeta (Resim 22)...

 

Şansımıza köylü pazarına da denk geldik ve gelişmiş kentlerde adeta mucize kabilinden olan doğal ürünleri -keçi peyniri muazzamdı, kesinlikle tadımlık da olsa alınmalı- satın alarak ikinci durağımız olan Safranbolu'ya doğru harekete geçtik. Yolculuğumuz, Bartın-Karabük karayolunun cömertçe sunduğu doğal -ama bir anlamda da doğaüstü- manzaranın eşliğinde 50 dk. kadar sürdükten sonra müze kent olarak da bilinen Safranbolu'ya vardık. Yolun, Eski Çarşı olarak bilinen ve UNESCO Kültür Mirası listesine dahil olan tarihi bölgeye döndüğü noktada bulunan ve tüm manzaraya hakim olan Hıdırlık Parkı'na uğradık ilk olarak (Resim 36). Bu noktadan Eski Çarşı adeta ayaklarınızın altındaymış gibi görünüyor!

 

5 dakikalık kısa bir yürüyüşün ardından Eski Çarşı'ya ulaşmak olası... Sonrası ise tamamen yüreğinizin sizi götürdüğü yerle ilgili sevgili dostlarım... Buram buram tarih kokan Safranbolu sokaklarında gezerken  "Şurayı görün, şuraya gidin!" demenin adı anılmayan yerlere haksızlık olacağını anlayacaksınız... Tabii, buraya kadar geldikten sonra yöresel tatları tatmamak -zerde tatlısı, safranlı pilav, gözleme gibi lezzetler- ve dünyaca ünlü lokumundan kilo kilo almamak büyük hata olur :) Lokum dükkanlarına zaten siz istemeseniz de yolunuz düşeceği için herhangi bir firma ismi vermek istemiyorum, lakin önce tadın sonra alın... Hepsi hepsi 3-4 farklı firma olduğu için güzergah üzerinde tadımlık lokumların tadına bakabilir ve damak tadınıza en uygununu alabilirsiniz.

 

Vaktimiz biraz kısıtlı olduğundan Safranbolu'da fazla vakit geçiremedik ancak kaliteli zaman geçirdiğimizi söylemek mümkün... Hem bir açık hava müzesi hüviyetine sahip kenti gezdik, hem tarih soluduk, hem yöresel ürünlerden ve hediyelik eşyalardan oldukça yüklü bir alışveriş yaptık, hem de doyana kadar lokum yedik :))

 

Akabinde tekrar yola koyularak bu seyahatin asıl motivasyon kaynağı olan mekana doğru ilerlemeye başladık. Safranbolu'dan itibaren 110 km'lik mesafeyi yolların iyi durumda olması sayesinde 1 saat civarında kat ettikten sonra Mecnun'un Leyla'sına kavuşma anında yaşadığı heyecana benzer bir heyecanla Hanedan Pide Salonu'na vardık (Resim 50).

 

Vedat Milor'un -bence TV'deki en büyük gurmedir kendisi- lezzetine 5 yıldız verdiği -ki, programı izleyenler bunun oldukça seyrek görülen bir durum olduğunu bilirler- bir mekanda bulunmak, TV'de gördüğüm mekan sahibi ile sohbet etmek ve bittabi adı geçen pideleri (Resim 48) mideye indirmek, bütün gece direksiyon sallayan bünyemde mutluluk rüzgarları estirdi! İsteyene pastırmalı, isteyene kuşbaşı etli olarak servis edilen pidelerimizi yiyip oldukça makul bir hesabı -pide 7 TL, salata 5 TL, ayran 1.5 TL'den satılıyordu- ödedikten sonra Kastamonu'da küçük bir tur atmaya ve yine aynı programda gördüğümüz pastırmacıyı aramaya çıktık :))

 

Pastırmacıyı bulduktan ve lezzetinden kendimizden geçtiğimiz pastırmaları tadıp ustanın bıçak şovunu izledikten (Video 01) sonra yarımşar kilo pastırma alarak evimize doğru yola çıktık... Gerçi, Hanedan'daki ustanın tavsiyesi üzerine önce çekme helvamızı aldık (Resim 52), daha sonra da 420 kilometre sürecek eve dönüş yolculuğumuza başladık...

 

Allah'tan yolda gelirken olduğu gibi bir çalışma yoktu da 4 saatten az bir zamanda -bunda biraz benim de payım var, otobanda ortalama sürat 120 km/saatin üzerindeydi- evimize vardık...

 

Uzun lafın kısası, 20 saate kocaaaaa bir geziyi sığrdırmıştık -toplamda 1070 km yol teptik- ancak yaşadığımız güzellikler bütün yorgunluğa fazlasıyla değmişti...

 

Sevgiyle kalın, SEFERALEM ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!

 

NOT : İlgilenenler için; 

 

Hanedan Pide Salonu : 0366 214 89 89

 

Tabakoğlu Pastırma   : 0366 212 06 06 (Talebe istinaden kargo ile pastırma gönderiliyor, bilginize)

 

Ayrıca;

 

Kastamonu Döner : 0366 214 53 48 (Vedat Milor'un deyimiyle MUH-TE-ŞEM)

 

Tirit Salonu          : 0366 214 15 25 (Kesinlikle tavsiye edilir, bizzat tatmasak da -o gün şansımız olmadı- tavsiyemiz üzerine gidenlerin yorumları oldukça olumlu)

  

Sevgiyle kalın, SEFERALEM ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!

  

 

Okunma 1454 defa Son Düzenlenme Persembe, 21 Haziran 2012 14:55

Benzer Öğeler (etikete göre)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.