GUZEL INSANLAR ULKESINE YOLCULUK... (II.BOLUM)

Yazan  Alper Günoral Pazar, 01 Nisan 2012 06:00
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Sonraki gün, Novi Sad'ın iki saat kuzeyinde yer alan Sombor’a gitmek üzere bir şahirlerarası otobüs terminaline gidiyorum. Alınan bilette yer numarası 10B olarak görünüyor. Otobüse binince görüyorum ki numara bir şakadan ibaret, ayakta kalmış olan 15 kadar yolcu var. Ayakta kalanlar inip başka araca binecek diye düşünürken araç hareket ediyor ve iki saat sürecek yolculuk başlıyor. İçinden geçilen 3 kasabanın kırık dökük otobüs terminallerinde inenler, buralardan binenler, gençlerin bol kahkahalı muhabbetleri, göbekli biletçinin ayaktaki yolcuları eze eze bir öne bir arkaya gezinmesi… Otobüsün içi  sürekli bir hareket halinde, elbette arada ani frenler ve öne savrulan yolcular da hareketin en sert pikleri.

 

Sonunda varılan Sombor şehri, çok sayıda kilisesi, asık suratlı biletçi hanımdan 2 TL karşılığı alınacak biletle gezilebilen şehir müzesi, 200 metre uzunluğundaki ana caddesi ve sokakta karşılaşıp dakikalarca sohbet eden insanlarıyla şirin bir şehir. İnsanlar sokak ortasında karşılaşıp dakikalarca sohbet ediyor. Kimsenin acelesi yok.

 

Tüm dükkanlar minimum sayı ve çeşitte ürünle çalışıyor. Her gün kurulan pazar yerinde esnaf o gün satabileceği kadar, 5-10 kilo malzemesini el arabalarına yükleyip getiriyor. City Hall denilen büyük binanın bir bölümünde yer alan yerel restoran, orta yaş ve üzeri Sombor’luların, arkadaşlarıyla derin sohbetlere daldığı bir kafe olarak da kullanılıyor. Hemen yanıbaşındaki kafe ise gençlere hitap eden bir mekan. Gece gittiğimiz Cafe Club adındaki barda haftasonları canlı müziğin kalitesine hayran olmamak elde değil. Ard arda çalan Johnny Be Good, Cancion del Mariachi ve Malaguena Salerosa, içkinin tadına tat katıyor. Bira ile viskinin aynı fiyata satıldığı barda, elbette bir kadeh viski güzel gidiyor. Bira, buradakilerin de en çok tercih ettiği içkilerden. 

 

Bardan sonra gidilen klüp (club), 90’lı yıllardan ezgilerle eğlenen birbirinden güzel kızlarla dolu bir mekan. Eğlencenin bitişi saat 3’ü buluyor ve sokakları eğlenceden çıkmış bir genç güruhu kaplıyor. Sabaha karşı evlerine tek başlarına giden ve sokaklarda hiçbir olumsuzluğa rastlanmayan bu insanlar, 20 yıl önce savaştan çıkmış olmalarının da etkisiyle, özgürlüğün ve rahatlığın tadını bizden çok daha iyi çıkarıyorlar.

 

Sonunda buraya geliş sebebim olan Sırp arkadaşlarımın düğün günü geliyor. Öğleden sonra merasimin yapılacağı kiliseye gittiğimde, bizdeki düğün alayları gibi klakson çalan araç konvoyunu görüyorum. En önde yer alan en çok süslenmiş araçtan, gelin ve damadın kardeşi iniyor. Damadın kardeşi önemli; damat, arkalarda bir araçta yalnız başına kalacak, kardeşine emanet edilen gelin ise tüm ilginin merkezinde yer alacak. Kilise önünde; kadınlardan kurulu bir halay tarafından karşılanan gelinin akrabalarının yanında, bir anda üç adet çalgıcı beliriyor. Bahşiş pazarlığı tüm davetlilerin önünde sürüyor.

 

Kilisenin içerisinde yan yana gelen gelin ve damat papazın ve koronun çok etkileyici biçimde düet yaparak söyledikleri ilahiler eşliğinde evleniyor. Ardından; kiliseden düğün alanı olan restorana kadar yürüyerek giden düğün alayının en önünde, kocaman bir Sırbistan Cumhuriyeti bayrağı dalgalanıyor.

 

Düğünün yapıldığı restoranda bekleşen konuklar, bir şangırtı sesiyle beraber alkışlamaya başlıyor, giriş yapan gelin ve damadı. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, gelini girişte karşılayan kaynanası, ona eliyle bir kaşık bal yediriyor, elinde tuttuğu şeker kasesinden üç avuç şekeri, omzundan arkaya atmasını sağlıyor. Bu ritüel gelinin kaseyi yere atıp kırmasıyla sonlanıyor ve gelinle damat düğün alanına giriyor. 

 

Ülkenin değişik yerlerinde değişik adetler de mevcut. En çok hoşuma gideni; kız istemeye giden damat adayından, evin damına konan bir testiyi vurmasının istenmesi. Testiyi vuramayan adama kız vermiyorlar. “Asker millet” kavramına değişik bir bakış açısı.

 

Öncelikle salonun ortasında durarak fotoğraf çekimi yapılıyor. Ardından tebrigat ve üzerinde verenin adının yazılı olduğu içi para dolu zarflar, gelin ve damada takdim ediliyor. Daha sonra; düğün, Sırp ezgileri ile kolkola danseden insanların şen görüntüleriyle sürüp gidiyor.

 

Düğünde yenen yemekler; sonraki gün öğle yemeği olarak da yenecek, akrabalara ve arkadaşlara dağıtılacak. Düğün için hediye gelen pastalar ise bir masanın üzerinde her zevke hitap eden bir çeşitlilikte.

 

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren düğünde, birbirinden güzel Sırp ezgileriyle yerimize oturmadan halay çekiyor, dans ediyoruz.

 

İki arkadaşımın düğünü bahanesiyle çok güzel bir Balkan tatili yaptığım Sırbistan, yüzyıllarca Osmanlı egemenliğinde kalmış bir bölge. Bunun etkisini dillerinde ve adetlerinde çok rahat görebiliyor insan.

 

Sevgiyle kalın, SEFERALEM ile keşfetmenin tadını çıkarmayı unutmayın!

 

Okunma 1259 defa Son Düzenlenme Cuma, 06 Temmuz 2012 22:03

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.